BİYOLOJİYE GİRİŞ:
CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI :
CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ :
- HÜCRE
-
ADAPTASYON
-METABOLİZMA
-ŞEKİL
-DNA VE ENZİMLER
-ÜREME
-HÜCRE BÖLÜNMESİ
-SOLUNUM
Beslenme Türüne Göre Canlılar:

Ototrof Canlılarda Enerji Elde Edimi :
Sistematik Sınıflandırılması :
Canlıları tanımlama, adlandırma ve benzer
özelliklere göre gruplandırmadır. İki çeşlt sınıflandırma vardır.
1-Ampirik sınıflandırma
2-Filogenetik (Doğal ) sınıflandırma
Ampirik
sınıflandırma M.Ö. 350 yılında Aristo
tarafından yapılmıştır. Çok yüzeysel bir sınıflandırma olduğu için bugün
kullanılmamaktadır. Aristo, bitkileri ot, çalı, ağaç, hayvanları ise suda,
karada ve havada yaşayanlar olarak sınıflandırmıştır.
1-Ampirik Sınıflandırma

2-Filogenetik (Doğal) Sınıflandırma:
Bugün kullanılan
sınıflandırma filogenetik (doğal) sınıflandırmadır. Bu sınıflandırmada
canlılar, anatomik, biyokimyasal, kalıtsal ve evrimsel özelliklerine göre
gruplandırılır. Burada esas olan, canlılar arasındaki akrabalık derecelerinin
tayin edilmesidir. Filogenetik sınıflandırmada çeşitli konular ele alınır.
Bunlar evrim, homolog organlar ve protein benzerliğidir.
Evrim:
Evrim, canlıların
uzun bir zaman içinde basitten karmaşığa doğru gelişmeleridir. Canlıların
akrabalıklarını tayin ederek ortak özelliklerine göre gruplandırılmalarında,
onların basit veya karmaşık yapıda olmaları önemlidir.
Homolog Organlar:
Orijinleri (temel
yapıları) aynı, görevleri farklı olan organlardır. Canlıların homolog
organlarının çokluğuna bakılarak akrabalık dereceleri tayin edilebilir
Analog Organlar: Orjinleri (temel yapıları) farklı,
görevleri aynı olan organlardır.
Protein
Benzerliği : Akrabalık derecesi ne kadar yakınsa proteinleri o kadar benzerdir.

Kan Proteinleri
Enjeksiyon
KAN KAN
Antijen +
antikor = Aglutinasyon
(çöken) (çöktüren) (çökme)
X antijeni = Buna karşı antikor oluşmaz, çünkü aynı
antijen B’de de var
Y antijeni + Y antikoru = çökme (+)
Z antijeni + Z antikoru = çökme (+)
T antijeni + T antikoru = çökme (+)
Sınıflandırma Birimleri:
ALEM FİLUM (ŞUBE) SINIF TAKIM FAMİLYA CİNS TÜR
Sınıflandırmanın
en küçük birimi olan tür tanımı, ilk defa John Ray tarafından ortaya
atılmıştır. Tür, birbirleri ile çiftleşebilen ve verimli, yani kısır olmayan
döller verebilen ve yapı bakımından ortak bir kökenden gelen bireyler
topluluğudur. Örneğin, at ve eşek birer tür iken, bunların çiftleşmesi sonucu
ortaya çıkan katır bir tür sayılmaz. Çünkü katır kısırdır. Linne, her bir türe,
bir cins ve bir tanımlayıcı addan oluşan Latince birer ad vermiştir. Bu
adlandırmaya binomial adlandırma (ikili adlandırma) denir. Bu adlandırmada cins
adı büyük harfle, tanımlayıcı ad ise küçük harfle yazılır. Bu her iki ad
birlikte tür adını belirler. Sınıflandırma birimlerinin en büyük birimden en
küçük birime doğru sıralanması şekildeki gibidir.
Sınıflandırma
Basamakları:

Prokaryot Hücreliler (Monera Alemi):
Bu gruptaki canlıların hepsi tek
hücrelidir. Bu hücrelerde çekirdek yoktur. Ayrıca mitokondri, kloroplast, golgi
v.b.zarlı organeller de bulunmaz. Prokaryot hücreler, iki alt grupta incelenir:
1-Mavi -Yeşil Algler :
-
Genellikle
koloniler halinde yaşarlar.
-
Fikosiyanin
maddesinden dolayı mavi, klorofilden dolayı da yeşil görünürler.
-
Oksijenli
solunumla enerji üretirler.
-
Fotosentezle
organik besin üretirler.
-
Elektron
taşıma sistemi ve fotosentez enzimleri, mavi-yeşil alglerin sitoplazmasında
bulunur. (Mezozom)
2-Bakteriler:
Tüm bakteriler prokaryot hücrelerdir. Bu
yüzden zarlı organelleri bulunmaz. Bakteriler konusu 6 alt başlıkta incelenebilir.
-
Bakterilerin
Yapısı
-
Bakterilerde
Endospor
-
Bakterilerin
Üremesi
-
Bakterilerin
Gruplandırılması
-
Sterilizasyon
-
Bağışıklık
Bakterilerin Yapısı:
Bakterilerin sitoplazmaları içinde DNA,
RNA, ribozomlar, glikojen, protein ve yağ tanecikleri ile glikoliz enzimleri
gibi metabolizma enzimleri bulunur.
DNA'larının etrafında protein tabakası ve
çekirdek zarı yoktur. Bu yüzden DNA araştırmalarında bakteriler kullanılır.
Bakterilerde Endospor :
Bazı
bakterilerde kuraklık, aşırı sıcak ve besinsiz kalma gibi uygun olmayan
ortamlarda endospor oluşur. Kötü ortam şartlarında bakteri ölür ancak ,
endospor etkilenmez. Uygun ortam şartları yeniden oluştuğunda endospor,
açılarak bakteriyi tekrar oluşturur. Endospor oluşturma, bir üreme şekli değil,
korunma şeklidir.
Bakterilerin
Üremesi:
Bakteriler iki çeşit üreme gösterirler:
-
Eşeyslz
Üreme
-
Eşeyli
Üreme
Eşeysiz Üreme:
Bakterilerin
eşeysiz üremesinde mitoz bölünmedeki tipik olaylar gözlenmez fakat, sonuçları
mitoz bölünme ile aynıdır. DNA'sını eşlemiş olan bakteri hücresi ikiye bölünür.
Oluşan hücrelerdeki kalıtsal bilgi birbirinin aynısıdır.
Eşeyli Üreme:
Bazı
bakterilerin kalıtım maddesinin hepsi veya bir kısmı diğer bir bakteriye
aktarılır. Böylece eşeyli üremenin evrimsel özelliği olan yeni kalıtsal
varyasyonlar ortaya çıkar. Yani başlangıçtaki bakteriler ile, sonuçta oluşan
bakterilerin kalıtsal özellikleri farklıdır. Bakterilerin birbirleri ile kavuşma
yaparak üremelerine konjugasyonla eşeyli üreme denir.
Gen aktarımı aynı
tür bakteriler arasında olur.

Yuvarlak Zorunlu oksijen kullanan (aerob)
bakteriler
Diplokok Zorunlu oksijen kullanmayan (anaerop)
bakteriler
Streptokok Gram (-)
Gram (+) Seçimli (fakültatif) bakteriler
Stafilokok Gram (-)
Çubuk (basil)
Virgül (vibrio)
Spiral
(sipirilum)
Fotosentez yapanlar Parazit bakteriler Maya bakterileri
Sterilizasyon:
Sterilizasyon,
bir ortamın bakteri gibi mikroorganizmalardan temizlenmesi demektir. Bunun
için, steril yapılacak malzemenin özelliğine göre asit, alkol, antibiyotik gibi
maddeler ile yüksek sıcaklık sağlayan fırınlar kullanılabilir.
Kaynayan bir suda
bulunan enjektör gibi aletlerin üzerindeki bakteriler ölür. Ancak endosporlu
bakterilerin endosporları, etkisiz hale getirilemez. Endosporları da etkisiz
hale getirmek için bakterileri 15
atmosfer basınç altında, 115 santigrat
derece'de, en az 15 dakika bekletmek
gerekir. Düşük sıcaklıktaki ortamlarda bakteriler ölmez. sadece üremeleri
durur.
Bağışıklık (İmmunite) :
İnsanlar ve diğer canlılar, kendi
vücutlarına giren, yabancı maddeleri tanımak ve onları yok etmek amacıyla
donatılmış koruyucu (immun) bir sisteme sahiptirler. İnsanın vücut yüzeyini
örten derinin görevi.vücudu dış ortamdaki zararlılardan korumaktadır. Sindirim
yoluyla vücuda bakteri giremez ancak sindirim enzimleri bakteri endosporuna
etki edemez.
Aşı:
Vücuda, öldürülmüş veya etkinliği
azaltılmış bakteri ve virüslerin verilmesidir. Lenfositler, üreme yeteneği
olmayan bu mikropları tanıyarak onlara karşı antikor üretme yeteneği
kazanırlar. Böylece vücut aktif bağışıklık kazanmış olur.
Serum:
Hastalığa yakalanmış kimseye hazır
antikor verilmesidir. Serum ile vücut pasif bağışıklık kazanır. Aşı, sağlam
insana yapılırken, serum hastalık anında uygulanır.
Virüsler:
Virüsler, kalıtım materyali ve bu kalıtım
materyalini örten bir protein tabakadan oluşur. Virüs kalıtım maddesine
genom denir. Virüs genomu, tek bir DNA veya RNA ipliğidir. Bazı virüslerde
virüsün hücre içine girmesini sağlayan delici enzimler de bulunabilir. Virüsler
hem canlı, hem de cansız sayılırlar. Bir virüsün üremesi için canlı bir hücreye
girmesi şarttır. Çünkü virüslerde sitoplazma ve sitoplazma içinde bulunan
organeller yoktur.
Canlı hücrenin zarını eriterek hücre
içine giren virüs, girdiği hücrenin enzimlerini yöneterek o hücrenin DNA'sını
nükleotidlerine parçalar. Daha sonra kendi DNA'sını eşler. Replikasyon
sırasında girdiği hücrenin nükleotidlerini kullanır. Virüs, hayvan hücresi
içine girdiğinde, hücre, interferon denilen bir madde salgılar. Bu madde
hücrenin virüse karşı bağışıklık kazanmasını sağlar. Çocuk felci, kızamık,
kuduz, çiçek, uçuk, aids, nezle, ebola, kabakulak gibi hastalıkların sebebi virüslerdir.
Bu günkü bilime göre:bir varlık;doğrudan veya dolaylı oarak enerji harcıyarak yaşıyorsa canlıdır, bunu dişindakiler; geçiş ve cansız kabul edilir.
Ökaryot Hücreliler:
Ökaryot hücreli canlılar, hücrelerinde
zarlı organelleri bulunan canlılardır. Ökaryot hücreli canlıları 4 grup altında İnceleyebiliriz :
1-Protista
2-Mantarlar
3-Bitkiler
4-Hayvanlar
1-Protista:
Bu grupta, sınıflandırılmasında bazı
güçlükleri olan, çoğu tek hücreli canlılar bulunur. Sınıflandırılmaları açık ve
net olmadığından bitki ve hayvanlardan ayrı gruplandırılırlar. Protistler
genellikle suda yaşarlar. Protistaya dahil edilen canlılar şunlardır:
a-Kökayaklılar ve Kamçılılar
b-Silliler, Sporlular, Su Yosunları ve
Cıvık mantarlar
a-Kökayaklılar ve Kamçılılar
(Flagellata):
Kök ayaklılar (Rhizopoda) ( Kök
ayaklılar (Rhızopoda): Bunlar pseudopod denilen yalancı ayakları ile
hareket ederler. Tatlı sularda yaşadıkları için hücre dışı sindirim yapamazlar.
Bu yüzden çevrelerindeki besinleri fagositozla aldıktan sonra hücre içi
sindirimle parçalarlar. Bunların en tanınmış örneği amiptir. ve kamçılılar
protistaya dahil olan canlılardır. Kamçılılar, kamçıları ile hareket ederler. Kamçılılara
örnek olarakTripanasoma, ve Euglena verilebilir.
b-Silliler(Cilliata):
Bunlar, hüre zarın (pelikula) üzerinde
bulunan siller ile hareket ederler. Paramesyum, bunların tipik örneğidir. Şekil
terliğe benzediği için bunlara "terliksi hayvan" da denir.
'Sillilerden başka Sporlular (Sporozoa) : Sporlular
spor ile çoğalır. İnsanda sıtma hastalığına neden olan plazmodyum bu
gruptandır. Plazmodyum, insan vücudunda eşeysiz olarak ürerken, sivrisinekte
eşeyli üreme yaparak ürer. Bu üreme şekline metagenez denir.)
Su yosunları(Su Yosunları
(Fitoplanktonlar): Bunlar, gerçek kök, gövde.yaprak taşımayan alglerdir.
Hepsi suda yaşadığı için bunlara su yosunları da denir. Bazıları tek
hücrelidir. Kloroplastları sayesinde fotosentez ile organik besin üretirler.
Hücre zarları dışında selüloz çeperleri bulunduğundan, su alarak patlamaları
söz konusu değildir. Prokaryot hücreli olan mavi-yeşil alg dışındaki tüm algler
bu gruptandır. Bunlardan yeşil, sarı, kahverengi, esmer ve kırmızı olanları
vardır.) ve Cıvık mantarlar da(Cıvık Mantarlar: Belirli bir hücre
şekilleri yoktur. Sitoplazmalarında çok çekirdek bulunur. Çoğalmaları, yukarı
doğru uzanan saplı spor keseleri ile olur.) protistaya dahil edilir.
Gerçek Mantarlar(Fungi):
Kloroplastları olmadığı için fotosentez yapamazlar.
Bütün mantarlar heterotroftur, yani dışarıdan organik besin alırlar. Bunlar,
nemli ortamlarda hücre dışı sindirimle parçaladıkları organik besinleri, hücre
zarından emerek alırlar.
Bitkiler:
Hepsi fotosentez yapan ototrof
canlılardır. Bütün bitkiler, kara ortamına uyum göstermiş (adapte olmuş)
canlılardır. İki grupta incelenir :
-
Tohumsuz
Bitkiler
-
Tohumlu
Bitkiler
Tohumsuz Bitkiler:
Tohumları yoktur, metagenez ile üreme
yaparlar. Metagenezleri sırasında spor (Spor: (n) kromozom sayısına
sahiptirler. (2n) kromozomlu spor ana hücrelerinin mayoz bölünmesi ile
oluşurlar. Döllenme yetenekleri yoktur. Mitoz bölünmelerle gerçek gametlere
dönüşürler.) oluşturduklarından bunlara "sporlu bitkiler" de
denir. İki grupta incelenir. Bunlar damarsız bitkiler (Damarsız Bitkiler: Bunlarda
odun (ksilem) ve soymuk (floem) boruları denilen iletim demetleri
gelişmemiştir. Bu yüzden çok nemli yerlerde yaşarlar. Su kaybını önleyen
kutikula tabakası bunlarda çok incedir. En tanınmış örneği
"karayosunları"dır.) ve
damarlı bitkilerdir. Tohumlu bitkilerden damarsız bitkilerin iletim demetleri
gelişmemiştir. Damarlı bitkiler(Damarlı Bitkiler: En tanınmış örneği
"eğreltilerdir. Bunlarda iletim demetleri gelişmiştir. Yaprakları altında
spor keseleri bulunur. Metagenezle üreme yaparlar. Gerçek kökleri yoktur.
Yaprakları, toprak altı gövdesinden oluşur. Eğreltiler tek çenekli bitkilerdir.)’de
ise iletim demetleri gelişmiştir.
Tohumlu Bitkiler:
Bunlarda, tohum denilen eşeyli üreme ile
oluşan yapılar vardır. İki kısımda incelenirler:
-
Açık
Tohumlu Bitkiler
-
Kapalı
Tohumlu Bitkiler
Açık Tohumlu (Kozalaklı) Bitkiler:
Bunlarda gerçek tohum taslağı yoktur ve tohum,
kozalak içinde gelişir. Çiçekleri yoktur. Bu yüzden bunlara kozalaklı bitkiler
de denir. Bu grupta, çoğu iğne yapraklı olan çam, ladin, ardıç gibi bitkiler
bulunur. Bu bitkiler kış aylarında yapraklarını dökmezler.
Kapalı Tohumlu (Çiçekli) Bitkiler:
Tohumları meyve içinde bulunduğu için
kapalı tohumlular olarak bilinirler. Bunlar çenek sayısına göre iki çeşittir :
Tek Çenekli (monokotil) Bitkiler : Bunlar, embriyolarında bir çenek
(kotiledon) yaprağı taşırlar. Buğday, orkide, mısır gibi çoğu otsu ve tek
yıllık bitkiler bu grupta yer alırlar.
İki Çenekli (dikotli) Bitkiler : Bunların embriyolarında iki çenek yaprağı
bulunur. Baklagiller (fasulye, nohut, bezelye v.b.), badem, ceviz, elma gibi
çoğu odunsu ve çok yıllık bitkiler bu grupta yer alırlar.
Hayvanlar: Hayvanlar alemi iki büyük şubede
incelenir:
-
Omurgasızlar
-
Kordalılar
Omurgasızlar:
Omurgasızları 8 kısımda inceleyebiliriz:
-
Süngerler
ve Sölentereler
-
Yassı,Yuvarlak
ve Halkalı Solucanlar
-
Yumuşakçalar
ve Eklem Bacaklılar
-
Derisi
Dikenliler
Süngerler ve Sölentereler:
Çok hücreli hayvanların en basiti
süngerler(Süngerler: Çok hücreli hayvanların en basitidir. Vücudunda çok
sayıda delik (por) bulunur. Bu delikler sindirim sistemi olarak görev yapar.
İçlerinde bir çeşit iç iskelet görevini yapan, dikensi yapılar vardır.
Süngerlerde farklı görevleri olan hücreler bulunur. Fakat, belirli görev yapmak
üzere hücreler bir araya gelerek doku oluşturmaz. Süngerlerin sinir hücreleri
(nöron) yoktur.)’dir. Sölenterelerde dolaşım, boşaltım, solunum ve
sindirim sistemleri gelişmemiştir. Sinir sistemleri, sinir hücrelerinin
oluşturduğu sinir ağı şeklindedir.
Sölenterelere, tek delikliler de denir.Yani, bunlarda anüs yoktur, ağız aynı
zamanda anüs görevi yapar. Sindirim boşluğunu kaplayan iç deri (endoderm) ile
vücut dışını örten dış deri (ektoderm) bulunur. Deniz anası, hidra, medüz,
mercan, deniz şakayığı bu gruptadır.
Yuvarlak Solucanlar:
İlk defa bunlarda anüs gelişmiştir. Bu
canlıların dişi ve erkek bireyleri vardır. Yassı ve yuvarlak solucanların çoğu,
çok küçük vücutlu olduklarından tüm hücreleri dışarısı ile ilişkilidir. Bu
yüzden dolaşım ve sindirim sistemleri gelişmemiştir.
İç parazit olanlar, konak(Konak: Parazit olan canlılar, parazit olarak
yaşayacakları başka bir canlıyı seçerler. Parazite konuk, parazitin yaşadığı
canlıya da konak veya konukçu denir.) olarak seçtikleri hayvanın
sindirilmiş besinlerini hazır aldıklarından sindirim sistemleri ve sindirim
enzimleri gelişmemiştir. Ancak üreme sistemleri iyi gelişmiştir.
Yassı Solucanlar:
Yassı solucanlarda, üçüncü embriyo
tabakası olan orta deri (mezoderm) gelişmiştir. Yassı solucanlar da
sölentereler gibi tek deliklidirler. Bunlar hermafrodit hayvanlardır.
Halkalı Solucanlar:
Vücutları birbirine benzeyen halkalardan
oluşmuştur. Hermofrodittirler. Sindirim sistemleri özel bölümlere ayrılmıştır.
Bunlarda, diğer omurgasızlardan farklı olarak, omurgalı hayvanlardaki gibi
kapalı dolaşım sistemi bulunur. Solunum sistemleri gelişmemiştir. Solunum
gazlarının değişimi, nemli olan derileri (deri solunumu) ile yapılır.
Yumuşakçalar ve Eklem Bacaklılar:
Yumuşakçalar (Yumuşakçalar: Midye
ve salyangozların vücutlarının dışında manto denilen kabukları vardır. Karın
bölgelerinde bulunan kaslı ayakları ile hareket ederler. Kara salyangozları
hariç diğer yumuşakçalar suda yaşarlar ve solungaç solunumu yaparlar. karın
bölgelerinde bulunan kaslı ayakları ile hareket ederler. Bunlar eklemli üyelere
sahiptirler. Hepsinde, kitinden yapılmış dış iskelet bulunur. Bazıları suda
yaşarken (yengeç, ıstakoz, karides) bazıları da (böcekler, örümcekler,
akrepler, keneler, çıyanlar, kırkayaklar) karada yaşarlar. Suda yaşayanlar
solungaçlarla, karada yaşayanlar ise trake veya kitapsı akciğerlerle solunum
yapar.
Derisidikenliler:
Bunların vücutları dikenli olup, hepsi
deniz hayvanıdır. Hareketleri, kanal ve
tüp ayakların oluşturduğu su dolaşım sistemiyle sağlanır. Solunumları, deri
solungaçları veya vücut boşluğuna bağlı deri keseleri ile olur.
Kordalılar :
Bunlar İki alt
şubeye ayrılırlar :
-
İlkel
Kordalılar
-
Omurgalılar
İlkel Kordalılar:
Bunlarda, sindirim sisteminin üstünde
yani sırt (dorsal) bölgesinde sırtipi (notokord) denilen, kıkırdaktan yapılmış
basit bir iç iskelet bulunur. Solungaçları vardır. Omurgalılarla omurgasızlar
arasında evrim bakımından geçiş konumundadırlar (Örnek: Amfiyoksüs).
Omurgalılar:
Omurgalıların, omurgasızlara benzeyen
birçok ortak özelliklerinin yanında onlardan farklı olan bazı özellikleri de
vardır. Omurgalılar beş sınıfa ayrılarak incelenir:
-
Balıklar
-
Kurbağalar
(Amphibia)
-
Sürüngenler(Reptilla)
-
Kuşlar(Aves)
-
Memeliler(Mammalia)
Balıklar:
Solunumları, suda erimiş halde bulunan
oksijeni alabilen solungaçlarla olur. Bunlar kıkırdaklı ve kemikli balıklar
olmak üzere iki kısımda incelenirler. Kıkırdaklı balıkların en tanınmış örneği
köpek balığıdır. Bilinen diğer balıklar ise kemikli balıklar grubuna girerler.
Balıklarda kalp iki gözlüdür ve kalplerinde her zaman kirli kan bulunur.
Bunlarda dış döllenme ve dış gelişme olur.
Dış Döllenme:Dış döllenmede döllenme, suda olur. Üreme
sırasında dişi birey yumurtalarını, erkek birey ise spermini suya bırakır.
Sperm hareket ederek yumurtaları bulur ve döller. Memeliler hariç suda yaşayan
tüm canlılarda dış döllenme görülür. Dış döllenme yapanlarda çiftleşme olayı ve
çiftleşme organı yoktur.
Dış Gelişme : Gellşme olayı, dişi bireyin vücudu
dışında, örneğin yumurta içinde olur. Örneğin bazı akvaryum balıkları, bazı
yılanlar ve bazı memelilerde ana vücudu içinde olan gelişme, diğer tüm
hayvanlarda ana vücudun dışında olur. Buna dış gelişme denir.
Kurbağalar (Amphibia):
Bunlar çift
yaşamlı canlılardır. Bunlarda dış döllenme ve dış gelişme görülür. Yumurtadan
çıkan yavrulara larva (Larva: Metamorfoz geçiren hayvanların yumurtadan
çıkmış yavrularına verilen isimdir. Böceklerde tırtıl şeklinde olan larvalar,
başkalaşım geçirerek "pup" denilen hale dönüşürler. Puplar daha sonra
açılarak içinden ebeveyne benzer böcekler çıkar.) denir.
Bu canlılar evrimleşme sırasında su veya
kara ortamında yaşamaya tamamen adapte olmamışlardır.
Sürüngenler (Reptilia):
Sürüngenlerin
vücutlarının üzeri, vücudun su kaybetmesini önleyen, keratinden yapılmış pul ve
plakalarla kaplıdır. Bu yüzden bunlar, kara (suyu az) ortamlarına tam adapte
olmuşlardır. Solunumları akciğerleriyle olur. Kalpleri üç odacıklıdır. Atar damarlarıda
temiz (oksijenli) ve kirli (karbondioksitli) kan, karışmış halde dolaşır.
Bunlar kış aylarında kış uykusuna yatarlar. Hepsinde iç döllenme(İç
Döllenme: Döllenmenin dişi hayvanın vücudu içinde gerçekleşmesidir. İç
döllenme yapan canlılarda çiftleşme görülür. İç döllenme yapan canlılarda
çiftleşme organı vardır. Karada yaşayan tüm hayvanlarda iç döllenme görülür.)
görülür.
Kuşlar(Aves):
Vücut ısıları, her zaman aynıdır.
Bunlara, sabit ısılı veya sıcak kanlı hayvanlarda denir. Kalpleri dört
gözlüdür. Hepsinde iç döllenme ve dış gelişme görülür.
Memeliler(Mammalia) :
-Hepsi sıcak kanlıdır.
-
Genellikle vücutlarında kıllar bulunur.
-
Hepsinin dişisinde süt salgılayan meme bezleri bulunur.
-
Hepsi yavrusunu sütle besler.
- Hepsinin karın bölgesinde kaslı bir
diyafram vardır.
- Hepsinde iç döllenme görülür. .
,
-Yumurtlayan
memeliler hariç, hepsinde embriyo gelişimi anne uterusu içinde olur.
-Hepsinde
kalp dört gözlüdür. Alyuvarları kemik iliğinde iken çekirdekli, kan dolaşımına
katıldığı zaman çekirdeksizdir.
- Hepsi akciğerleri ile havadaki oksijeni
alır.
Memeliler üç alt
grupta incelenirler :
-
Yumurtlayan-Gagalı
Memeliler
-
Plasentasız-
Keseli Memeliler
-
Plasentalı
Memeliler
Yumurtlayan - Gagalı Memeliler:
Memelilerin en ilkel grubudur. Bunlar
evrim açısından kuşlarla memeliler arasında geçiş formudurlar. En tanınmış
örneği ördek gagalı da denilen platypustur. Bunlarda doğurma olayı yoktur.
Bunlar dışarıya yumurtlarlar. Yumurtadan çıkan yavru, annesinin memesi ucundaki
bir çukurdan süt yalayarak gelişir.
Plasentasız - Keseli Memeliler:
Bunların embriyolarında plasenta(Plasenta:
Embriyo gelişimi sırasında embriyonun koryon zarı gelişerek plasenta
denilen yapıyı oluşturur. Embriyo plasenta aracılığıyla anne uterusundan besin
maddelerini alır.) yoktur. Plasentası bulunmayan embriyo anne
uterusundan yeteri kadar beslenemez. Gelişimi tamamlanmamış olan yavru doğrulur.
Doğan yavru, anne karnı üzerindeki keseye geçer. Yavru, kese içindeki
memelerden süt emerek gelişimini tamamlar. Kangurular bu grupta yer alır.
Plasentalı Memeliler:
Bunlarda plasenta vardır. Embriyo
plasentası aracılığı ile anneden besin alır ve gelişimini anne uterusunda
tamamladıktan sonra doğrulur. Balina, fok, yunus, deniz aslanı,yarasa,
kirpi,fil,fare, sincap, kedi, köpek, inek gibi hayvanlarla insanlar bu grupta
bulunurlar.
Evrim:
Evrim, canlıların değişerek bugünkü
hallerini nasıl aldığını, yani türlerin köklerini inceler. Evrim.tek tek bireylerde
değil, populasyonlarda gerçekleşir. Bugün var olan belli başlı evrim görüşleri
şunlardır:
-
İlk
canlının oluşması ile ilgili hipotezler
-
Tek
hücrelilikten çok hücreliliğe geçiş hipotezi
-
Ontogeninin
filogeniyi taklit etmesi hipotezi
-
Darwin'in
evrim görüşü
-
Lamark'ın
evrim görüşü
-
Coğrafik
izolasyon görüşü
İlk Canlının Oluşması İle İlgili
Hipotezler:
Bunlar ototrof ve heterotrof hipotezleridir.
Tek Hücrelilikten Çok Hücreliliğe Geçiş
Hipotezi:
Bu hipoteze göre ilk canlılar tek
hücreliydi. Daha sonra tek hücreli canlılar evrimleşerek çok hücreli canlılar
oluşturmuşlardır. Çok hücreli canlıların vücudu milyonlarca hatta milyarlarca
hücreden oluşmasına rağmen bu hücreler arasında mükemmel bir işbirliği görülür.
Canlıların Sınıflandırılması
Ontogeninin - Filogeniyi Taklit Etmesi Hipotezi:
Ontogeni: Bir canlının embriyo döneminden ergin
bir canlı oluncaya kadarki gelişim
evreleridir.
Filogeni: Blr türün bugünkü şeklini alıncaya kadar
geçirdiği evrim kademeleridir. Bu
hipoteze göre, bir bitkinin embriyo gelişim
evrelerini biliyorsak, bu bitkinin evrimi
hakkında da bir fikre sahip oluruz.
Darwin'in Evrim Görüşü:
Darwinin evrim görüşü "doğal
seleksiyon"a dayanmaktadır.

Varyasyon:
Bir tür içindeki bireylerde, bazı
farklılıklar vardır. Örneğin, iki insan arasındaki kan grubu, göz rengi gibi
kalıtıma bağlı farklılıklar birer varyasyondur. Darwin'e göre evrimde
varyasyonlar önem taşır. Çünkü varyasyonlar doğal seleksiyona neden olur.
Modıfikasyon:
Çevre şartlarının etkisiyle oluşan kalıtsal
olmayan varyasyonlara, modifikasyon denir. Çevre şartları, genlerin işleyişini
etkileyerek bir bireyin diğerinden farklı olmasına neden olur. Darwin'e göre
modifikasyonlar evrimde önemli değildir.
Mutasyon:
DNA'daki genetik şifrenin(Genetik
Şifre: DNA'da, bir canlının tüm özelliklerini gösteren genler vardır. Bu
genler nükleotid(Nükleotid: DNA ve RNA gibi nükleik asitlerin yapı
birimidir. Bir nükleotid azotlubaz- şeker ve fosfattan oluşmuştur.)
denilen birimlerden oluşmuştur. DNA'daki bu nükleotidlerin alt alta
sıralanışına genetik şifre denir. Her canlıdaki genetik şifre farklıdır.)
bozulmasıdır. Mutasyona, X ışını,
radyasyon, ultraviyole, bazı kimyasal maddeler ve yüksek sıcaklık neden
olabilir. Soma hücrelerindeki (Soma Hücresi: Bunlara vücut hücreleri de
denir. Kas, karaciğer, deri, kemik, akyuvar, sinir, böbrek gibi dokuları
oluşturan hücreler soma hücreleridir. Vücut hücreleri diploid (Diploid:
İki kromozom takımı (2n) demektir. Bir kromozom takımı (n) spermden, diğer
kromozom takımı yumurtadan (n) zigotta bir araya gelmiştir. Zigot, (2n) mitoz
bölünmelerle 2n kromozomlu soma ve eşey ana hücrelerini oluşturur.)
sayıda kromozom kapsarlar. Soma hücreleri aynı zigottan(Zigot: Erkek ve
dişi gametin birleşmesi ile oluşan döllenmiş yumurta hücresine verilen isimdir.
Zigot, diploid (2n) kromozom sayısına sahiptir. Zigot, mitoz bölünmeler
geçirerek oğul bireyi olusturur.) oluştukları için genetik şifreleri (Genetik
Şifre: DNA'da, bir canlının tüm özelliklerini gösteren genler vardır. Bu
genler nükleotid (Nükleotid: DNA ve RNA gibi nükleik asitlerin yapı
birimidir. Blr nükleotid azotlubaz- şeker ve fosfattan oluşmuştur.)
denilen birimlerden oluşmuştur. DNA'daki bu nükleotidlerin alt alta
sıralanışına genetik şifre denir. Her canlıdaki genetik şifre farklıdır.)de
aynıdır.) mutasyonlar kalıtsal değildir. Yani bunlar bir çeşit
modifikasyondur. Halbuki gametleri ilgilendiren mutasyonlar oğul döllere
geçtiği için kalıtsaldır. Aynı şekilde, zigot ve eşey ana hücrelerinde görülen
mutasyonlar da gametleri ilgilendirdiği için bu hücrelerdeki mutasyonlar da
kalıtsaldır. Çünkü, mutasyonlu gamet, döllenme sonucu mutasyonlu zigotu
oluşturur. Mutasyonlu zigotun mitoz bölünmeleri ile oluşacak yeni bireyin tüm
soma ve eşey hücreleri de mutasyonlu olur.
Gamet:
Eşey veya cinsiyet
hücrelerine verilen isimdir. Erkek gamete sperm, dişi gamete yumurta denir.
Gametler haploid (monoploid)( Haploid: Diploid (2n) kromozomlu
hücrelerin yarısı kadar (n) kromozom takımı demektir. Buna monopioid kromozom
sayısı da denir. Monopioid kromozomlu gametler döllenme ile diploid kromozomlu
zigot oluşur.) kromozomludur.
Zigot:
Erkek ve dişi gametin birleşmesi ile oluşan
döllenmiş yumurta hücresine verilen isimdir. Zigot, diploid (2n) kromozom
sayısına sahiptir. Zigot, mitoz bölünmeler geçirerek oğul bireyi olusturur.
Eşey Ana Hücresi:
Bir bireyin üreme
organında bulunurlar. Bunlar erkekte sperma ana hücresi, dişide yumurta ana
hücresidir. Eşey ana hücreleri mayoz bölünme geçirerek gametleri oluştururlar.
Mayoz Bölünme:
Diploid (Diploid: İki kromozom
takımı (2n) demektir. Bir kromozom takımı (n) spermden, diğer kromozom takımı
yumurtadan (n) zigotta bir araya gelmiştir. Zigot, (2n) mitoz bölünmelerle 2n
kromozomlu soma ve eşey ana hücrelerini oluşturur.) kromozomlu eşey ana
hücrelerinin, kromozom sayısını yarıya indirerek haploid(Haploid:
Diploid(2n) kromozomlu hücrelerin yarısı kadar (n) kromozom takımı demektir.
Buna monoploid kromozom sayısı da denir. Monoploid kromozomlu gametler döllenme
ile diploid kromozomlu zigot oluşur.) kromozomlu gametleri oluşturması
şeklindeki hücre bölünmesidir. Mayoz bölünme sırasında gerçekleşen krossing
over olayı ile gametler, farklı genetik özellikler taşır. Farklı gametlerin
birleşmesi (döllenme) ile oluşan zigot, dolayısıyla zigottan oluşan yeni
bireyde farklı bir varyasyondur.
Eşeyli Üreme:
Erkek ve dişi bireylerin gametlerinin
birleşmesi sonucu farklı kalıtsal özellikteki yavru bireyin oluşmasıdır. Eşeyli
üremenin en önemli özelliği kalıtsal varyasyonlara (kalıtsal çeşitliliğel yol
açmasıdır. Eşeyli üreme yapan canlılarda mutlaka mayoz bölünme, mayoz bölünmede
ise krossing over(Mayoz hücre bölünmesi sırasında kendini eşlemiş ve
kalınlaşmış kromozomlar arasında gen alış verişi görülür. Bu olaya krossing
over denir.) görülür.
Adaptasyon:
Bir ortam bir canlıyı kendisine uyması
için zorlamaz. Bir canlı, bir ortama uymak için kendini zorlamaz. Ortam, canlı
çeşitleri (varyasyon) içinden kendine en uygun olanını seçer. Ortamın canlılar
içinden seçme yapabilmesi için canlı çeşidi fazla olmalıdır. Bu yüzden canlı çeşitlerinin
oluşmasına yol açan etmenler (mutasyon, eşeyli -üreme gibi) adaptasyonda
önemlidir.
Adaptasyonun İşleyişi:
Eşey hücresini
ilgilendiren mutasyon, mayoz bölünme, krossing over ve döllenme sonucunda
kalıtsal varyasyonlar ortaya çıkar. Çevre şartlarında meydana gelecek
değişmeler sonucu, meydana gelmiş olan bireylerden bir kısmı doğal seleksiyonla
ortadan kalkarken bu ortama uyum sağlayabilen bireyler, ortama adapte olarak
yaşamaya devam ederler. Eğer canlılar eşeysiz üreme yapsalardı o zaman aynı özellikte
bireyler oluşurdu. Dolayısıyla canlıya zarar veren ortam değişikliği bu
canlıların hepsini ortadan kaldırabilirdi.
1- Kullanılan organlar gelişir.
kullanılmayan organlar ise körelir.
2- Kullanma-kullanmama ile gelişen veya
körelen özellikler kalıtımla oğul döllere aktarılır.
Coğrafik İzolasyon Görüşü:
Eşeyli üreyen canlılar, bir kara
parçasının çökmesi veya kıtaların birbirinden ayrılması gibi nedenlerden dolayı
bir coğrafik ayrıma (izolasyona) uğrayabilirler. Bu durumda iki ayrı bölgedeki
hayvanlar çiftleşmediği için her bölgedeki canlı
kendi içinde bir genetik özellik oluşturur. Bugün canlılar arasında
evrimin gerçekleşmesi ve türlerin oluşması için temel olaylar, gen
mutasyonları, fazla ve aşırı üreme, eşeyli üremede coğrafik izolasyon ve
ortamın değişmesi ile oluşan doğal seçilimdir.
Evrim:
Yandaki animasyonda Darwin'in evrim
görüşünün balıklara uyarlanmış örneğini görmektesiniz.
Animasyonda verilmek istenilen,
adaptasyon, doğal seleksiyon, mutasyon ve eşeyli üreme kavramlarıdır.
Animasyonda anlatılan örneğin gerçekleşmesi için çok uzun yılların gedmesi
gerektiği unutulmamalıdır.
-
Bir
bireyin sahip olduğu tüm özelliklere varyasyon denir.
-
Kalıtsal
varyasyonlar evrimin ham maddesidir.
-
Evrimde
kalıtsal varyasyonlara yol açan mutasyonlar ve eşeyli üreme önemlidir.
-
Evrim
ile canlılarda tür sayısı artmıştır.
-
Ortama
uygun olan bireylerin yaşama ve üreme şansına adaptasyon denir.
-
Sadece
çevre şartlarının etkisiyle ortaya çıkan, kalıtsal olmayan varyasyonlara
modifikasyon denir.
-
Modifikasyonlar
evrimde önemli değildir.
-
Sadece
mitoz bölünmenin görüldüğü eşeysiz üreme yeni varyasyonlara yol açmadığı için
evrimde önemli değildir.
-
Evrim
uzun bir zaman içinde gerçekleşmektedir.
-
Ortam
şartlarında bir değişme olmazsa evrim olmaz.
-
Ortam
şartarı bazı bölgelerde çok, bazı bölgelerde ise daha az değişme göstermiştir.
-
Bu
yüzden canlıların evrim hızları farklı olmuştur.
-
Evrim
genellikle basitten karmaşığa doğru yol izlemesine rağmen, bazen kompleksten
basite doğru olmuştur.
-
Bu
olaya geri evrim denir. örneğin, bir çok parazit serbest yaşayan atalarına göre
daha basittir.
-
Evrim,
tek tek bireylerde değil, türlerin oluşturduğu populasyonlarda görülür.
-
Hayvanlardaki
körelmiş organlar da evrimi açıklayan bir adaptasyondur.
-
Dünya
var oldukça evrimleşme devam edecektir.
Evrimin Varlığını Destekleyen Deliller:
Evrimi
destekleyen kanıtlar şunlardır:
-
Paleontolojik
Kanıtlar
-
Homolojik
Kanıtlar
-
Biyokimyasal
Kanıtlar
-
Fizyolojik
Kanıtlar
-
Embriyolojik
Kanıtlar
Paleontolojik Kanıtlar:
Paleontoloji, jeolojik devirlerde yaşamış
olan bitki ve hayvanların fosilleri üzerinde araştırmalar yapan bir bilim
dalıdır. Fosil kanıtlar, canlılarda evrimsel bir değişmenin olduğunu
göstermektedir.
Homolojik Kanıtlar:
Homoloji, canlılar arasında benzer yapıya
sahip organları araştıran bir bilim dalıdır. Canlılar arasında akrabalık
arttıkça homolog organların sayısı da artar. Homoloji, canlıların basitten
karmaşığa doğru evrimsel bir sıralanış gösterdiğini açıklamaktadır.
Hayvanlardaki körelmiş organlar da adaptasyonu açıklayan evrimsel
kanıtlardandır.
Biyokimyasal Kanıtlar:
Canlılarda protein benzerliği arttıkça
evrimsel akrabalık da artmaktadır.
Fizyolojik Kanıtlar:
Canlılardaki solunum, beslenme, dolaşım,
boşaltım gibi fizyolojik olaylar, onların akrabalık derecelerini tayin etmekte
kullanılır. Örneğin, tüm canlılarda glikolizde kullanılan enzimlerin aynı
olması, tüm canlılarda benzer genlerin bulunduğunu gösterir. Bu durum da
canlıların tek bir atadan geldiğinin kanıtı olarak gösterilmektedir.
Embriyolojik Kanıtlar:
Canlıların embriyo gelişmeleri
incelendiğinde, oldukça büyük benzerlikler göze çarpar. Örneğin, bir memeli
embriyosu, gelişiminin bir safhasında, balık, sürüngen ve kuş embriyonlarına
çok benzer (Ontogeninin - filogeniyi
taklit etmesi). Bu durum omurgalı hayvanların ortak bir atadan geldiğinin kanıtı
olarak gösterilmektedir.
ORGANİK MOLEKÜLLER :
Genel Metabolizma (Canlılık) Olayları :
Metabolizma, bir hücrede gerçekleşen her
türlü canlılık olaylarıdır. Canlılık olayları, yapım ve yıkım olaylarının
tümüdür.
Organik Moleküller ve
Görevleri:
YAPISINDAKI ELEMENTLER HÜCREDEKİ ASIL GÖREVİ
1.
KARBONHİDRATLAR C-H-O Enerji
verici
2. YAĞLAR C-H-O Yedek
enerji
3. PROTEİNLER C-H-O-N Yapı maddesi
4. ENZİM C-H-O-N Vitamin, Her türlü hücre
faaliyeti
metal
iyonları
5. VİTAMİNLER C-H-O Düzenleyici
6.
NÜKLEİKASİTLER C-H-O-N-P Yönetici-Yürütücü
-
Enerji verişte ve hücre yapısına girişte öncelik
sırası
ENERJI ELDESi VE YAPI MADDESİ
-Organik
moleküllerden enerji elde edilirken önce karbonhidrat ve en son olarak
proteinler kullanılır.
-Hücre
yapısındaki vitaminler ise enerji elde etmek için kullanılmaz.
-Proteinlerin
enerji verici madde olarak kullanılması ancak uzun süreli açlık durumunda geçerlidir.Çünkü hücrenin
hayal faaliyetlerini yapması enerji üretmesidir. Proteinler yapı maddesi
olduğundan protein elde etmek, hücrenin kendi kendini yemesi demektir.
-1 gr yağ; 1
gr. karbonhidrat ve 1 gr. Protein yaklaşık iki kat enerji vermesine rağmen
birinci sırada enerji elde etmek için kullanılmaz.
Çünkü yağların yıkımı zordur
-Organik maddelerin yapı maddesi olarak
kullanılması sırasında proteinler, sonra yağlar, daha sonra karbonhidratlar, en
son vitaminler kullanılır.
-Canlı yapısının çoğunu su oluşturur.
Canlının organik yapısının çoğu ise proteindir.
Karbonhidratlar: (CH2O)n
-Birinci sırada enerji verici üçüncü
sırada yapı maddesidir.
-Yapılarında sadece C, H, 0 elementleri bulunur.
-Çoğu şeker yapısında olduğu için bunlara
şekerlerde (sakkaritler) denir.
-Karbonhidratlar denildiğinde tüm şekerli
cisimler ile tüm nişastalı besinler akla gelmelidir.
-Her insanin çalışma özelliğine göre
günlük enerji tüketimi farklıdır. İnsan enerji ihtiyacına göre karbonhidrat
almalıdır. Enerji ihtiyacından fazla alınan karbonhidratlar yağa dönüşerek
depolanır ve insanı şişmanlatır.
Karbonhidratlar kapsadıkları karbon sayısına
göre aşağıdaki gibi gruplandırırlar.
-Monosakkaritler
-Disakkaritler
-Polisakkaritler
Monosakkaritler :
Monosakkaritler, karbonhidratların en
basitidir. Çoğu basit şeker tatlıdır ve
suda eriyebilir. Karbon sayıları 3-9 arasındadır.
Karbon sayılarına göre şöyle
isimlendirilirler:
-3 Karbonlu şekerler: Thozlar
-4 Karbonlu şekerler: Tetrozlar
-5 Karbonlu şekerler: Pentozlar
-6 Karbonlu sekerler Heksozlar
Pentozlar: 5 karbonlu şekerlerdir. Kapalı formülleri
C5H10O5 dir. En önemlileri şunlardır.
-Riboz (ATP ve RNA'da bulunur.
-Deoksiriboz (DNA'da bulunur.)
-Ribulozfosfat (Fotosentezin karanlık
evresinde rol alır.)
Heksozlar: 6 karbonlu şekerlerdir. Kapalı formülleri
C6H12O6dir. En önemlileri şunlardır.
-Glikoz
-Fruktoz
-Galaktoz
Glikoz :
(C6H12O6)
-Glikoz, fotosentez ve kemosentezle
inorganik maddelerden (CO2 ve H2O ) üretilir.
-Hayvanlar
glikoz üretmez.
-Glikoz'a
üzüm şekeri, bal şekeri veya kan şekeri denir. Tüm hayvanların kanında dolaşan
şeker çeşitidir. İnsan kaninda %0,8 — 1,2
arasında glikoz bulunur. Bu oranın aşağiya inmesi veya yukarıya çıkması şeker
hastalığına neden olur.
Fruktoz: Fruktoza
meyva şekeri de denir ve şekerlerin en tatlısıdır.
Galaktoz : Galaktoz, memeli hayvanların sütünde
bulunan laktozun yapısına girer.
Disakkaritler:
İki monosakkaritin bir molekül su çıkarak
(dehidrasyon sentezi) glikozit bağıyla birleşmeleri sonucu oluşurlar.
Disakkaritler solunuma doğrudan giremezler ve hücre zarından geçemezler. Bunun
için hidrolizle tekrar monomerlerine dönüşmeleri gerekir. Bunların en
tanınmışları maltoz, sakkaroz (sükroz) ve laktozdur.
Glikozit
bağı: İki monosakkant arasında bulunan kimyasal bağın adıdır. Disakkaritlerde
bir tane gilkozit bağı bulunurken, polisakkaritlerde monosakkant sayısından bir
eksik (n-1) glikozit bağı bulunur. Bir glikozit bağı oluşumundan bir molekül su
çıkar. Glikozit bağı kopartılırken ise bir molekul su kullanılır.
Polisakkaritler:
İkiden fazla monosakkaritin bir molekül
su çıkararak glikozit bağıyla birleşmesi sonucu oluşurlar. En tanınmışları
selüloz, nişasta ve glikojendir. Selüloz ve nişasta bitkilerde, glikojen ise hayvanlarda görülür.
Nişasta, selüloz ve glikojen gibi polisakkaritlerin yapı taşları glikozlar
olmasına rağmen bu moleküllerin birbirinden farklı olmasının nedeni glikozların
birbirine bağlanışlarının farklı olmasıdır.
-Nişasta
-Polisakkaritlerin doğada üretimi ve
tüketimi
Selüloz : Hayvansal hücrelerde bulunmaz,sadece
bitki hücrelerinde bulunur. Fotosentezle oluşan glikozlar bitki hücre zarının
dışında birikerek selüloz hücre duvarını (çeperi) oluştururlar. İnsanlarda ve
et yiyen (karnivor) hayvanlarda selüloz sindirimi ile ilgili enzimler bulunmaz.
Otçul (herbivor) hayvanların sindirim sisteminde mutual yaşayan ve selülozu
sindiren tek hücreli canlılar bulunur. Tek hücreli canlılardaki selüloz enzimi,
selüIoz sindirimini gerçekleştirir. Yani selüIoz, ot yiyen hayvanların enerji
elde ettiği hammaddedir.
Glikojen :
Bitkisel hücrelerde
bulunmaz. Sadece hayvansal hücrelerde bulunan depo polisakkarittir. Besinle
alınan tüm karbonhidrat fazlası hayvanların kas ve karaciğer hücrelerinde
glikojene dönüştürerek saklanır. Kas hücreleri enerji ihtiyacı durumunda kendi
hücrelerinde depoladıkları glikojeni kullanırlar. Glikojen, kas veya karaciğer
hücre zarından glikojen olarak çıkamayacak kadar büyüktür. Bu yüzden kan
damarları içinde glikojen bulunmaz. Vücudun enerji ihtiyacı durumunda ise,
karaciğerdeki glikojen sindirildikten sonra glikozlar halinde kana verilir.
Nişasta: Hayvan hücrelerinde bulunmaz. Sadece
bitkisel hücrelerde bulunan depo polisakkarittir. Bitki hücrelerindeki
fotosentez olayı sonucu oluşan glikozlar, lökoplast denilen organellerde
nişastaya çevrilirler. Nişasta bitkinin yaprak, gövde içi, kök, yumru ve tohumlarında bulunur. Bitki hücresinin
fotosentez yapmadığı (akşamları veya kış aylarında) durumlarda, enerji ihtiyaci
nişasta deposundan karşılanır. Nişasta, bitki hücresi içinde glikozlara
sindirilerek hücre solunumuna girer. İnsanda besinlerle alınan nişastanın
sindirimi ağır olur ve ince barsakta gerçekleşir. Tükürük bezinde ve pankrestan
salgılanan amilaz enzimi, nişastayı parçalayarak glikoz elde edilmesini sağlar.
Yağlar (Lipidler):
Yağlar, karbon, hidrojen ve oksijenden
meydana gelir. Bir mol gliserol ve üç mol yağ asidinin, üç ester bağı ile
birleşmesi sonucu bir mol yağ oluşur. Yağların sindirimi sonucunda gliserol ve
yağ asiti oluşur.
Yağların Görevleri :
-
Yağlar
yedek enerji maddesi olarak kullanılırlar. Bir gram yağ, bir gram
Karbonhidratın yaklaşık iki katı daha fazla enerji verir. Az miktarıyla çok
enerji verdiklerinden, canlının bunları yedek besin olarak tutması canlı için
daha ekonomiktir. Yağlar ikinci derecedeki enerji maddeleridir.
-
Sıcak
kanlı hayvanlarda (kuş ve memeliler) deri altında biriken yağ, bir izolasyon
görevi yaparak hayvanın vücut ısısının sabit kalmasında görev alır.
-
Yağlar
iç organların etrafında birikerek onlara destek görevi yaparlar.
-
Proteinlerden
sonra ikincil dereceli yapı maddesidirler, hücre zarının yapısındaki lipidler
fosforik asitle birleşmiş halde bulunurlar. Bunlar fosfolipid denilen birleşik
yağlardır.
-
A, D. E ve K gibi vitaminler. yağda
eridikten sonra hücre içine alınabilirler
Proteinler:
Asıl yapıları C—H—0 + N' tur ve yapılarında bazen S (Kükürt)ve P (Fosfor) bulunur.
Karakteristik element N (azot)'tur. Amino asitler birbirlerine peptid
bağlarıyla bağlanarak proteinleri oluştururlar.
-
Amino
asitler
-
Peptid
bağları
Amino Asitler:
Bir amino asitte, amino grubu, karboksil
grubu ve radikal grup olmak üzere üç kısım bulunur. Doğada radikal grubu ( R )
farklı 20 çeşit amino asit bulunur.
Bitkisel hücreler bu 20 çeşit amino asidin hepsini sentezleyebilir.
İnsanda sadece 10 çeşit amino asit sentezlenemez. Bunların, dışarıdan hazır
olarak alınması gerekir. Bu amino asitlere temel amino asitler denir.
Peptid Bağları :
Doğada çok fazla çeşitte protein bulunur.
Proteinlerin bu kadar fazla çeşitte olmalarının nedeni, yapılarındaki amino
asitlerin sayısı ve sıralarının farklı olmasıdır.
Türler arasındaki akrabalığın teşhisi
için proteinler ve enzimler kullanılmalıdır
Proteinlerin görevleri :
1- Proteinlerin asıl görevi canlının
yapısını oluşturmaktır. Bu yüzden tüm hücrelerin yapısında proteinler ve
bunları yapan ribozomlar bulunur.
2- Karbohidrat ve yağlardan sonra üçüncü
derecede enerji veren organik maddedir. Canlı ancak uzun süreli açlık durumunda
proteinlerden enerji elde eder.
Protein Metabolizması:
Proteinler, vücutta sentezlenebileceği(Protein
sentezi: Her hücre DNA'sındaki
genetik bilgiye göre kendine has proteinleri sentezler, protein hücre yapısına
girdiği için, protein sentezleyen hücre büyür. Büyüyen hücre ise bölünür.
Bölünme ile hücre sayısı artar ve böylece vücut büyümesi olur. Bu yüzden büyüme
çağındaki çocukların besininde protein daha fazla olmalıdır. Protein
sentezlenirken amino asitler peptid bağları ile bağlanırken su açığa çıkar.) gibi vücuda dışarıdan da alınabilir.
Vücuda alınan proteinlerin sindirimi ağızda başlamaz. Proteinlerin sindirimi
midede başlar. Amino asitlerine parçalanmış olan proteinler ince barsağın içini
örten villüslerden emilerek vücuda alınır. Her canlının DNA'sındaki bilgi
farklıdır. Dolayısıyla bu DNA'dan sentezlenecek proteinde canlıdan canlıya
farklılık gösterir.
-
Protein
Sindirimi
-
Protein
Katabolizması
Protein Sindirimi:
Villüslerden emilen amino asitler,
karaciğer kapı toplar daman yardımıyla karaciğere gelirler. Buraya gelen amino
asitlerin bir miktarı, kan yoluyla hücrelere giderek, hücrede protein
sentezinde kullanılır. Karaciğere gelen amino asitlerin fazlası ise
parçalanarak iki kısma ayrılır. Karboksil grubunu taşıyan kısım glikojen olarak
birikir. Glikojenin fazlası da yağa dönüştürülerek depolanır. Amino grubu
taşıyan kısım ise idrar yoluyla dışarı atılır.
Protein Katabolizması:
Uzun süre aç kalmış, yani proteinden
enerji elde eden bir insan ile fazla proteinli beslenme yapan insanlarda amino
asit parçalanması sonucu idrarda üre yoğunluğu artar.
Enzim :
Yapısının çoğu proteinlerden oluşmuş
organik katalizördür. Katalizörlerin kimyasal tepkimelerdeki rolü, tepkimenin
başlaması için gerekli olan aktivasyon enerjisini azaltmaktır. Tüm metabolizma olaylarında
enzimler kullanılır ve her reaksiyon için, o reaksiyona özgü bir enzim iş
görür.
Aktivasyon Enerjisi:
Her kimyasal tepkimenin başlaması için
bir enerji engeli vardır. Bu engelin aşılması için bir enerji kullanılır. Bu
enerjiye aktivasyon enerjisi denir.
Enzimler konusu 3 ana başlıkta incelenebilir:
-
Enzimlerin
Yapısı
-
Enzimlerin
Özellikleri
-
Enzimlerin
Faaliyetine Etki Eden Faktörler
Enzimlerin Yapısı:
Enzimlerin çoğu iki kısımdan oluşur.
A) Apo-enzim : Enzimin protein kısmına denir ve enzimin en büyük kısmını
oluşturur.
B) Ko-enzim veya ko-faktör:
Apo-enzime bağlı bulunan ve protein
yapısında olmayan, enzimin çok küçük bir kısmıdır. Bu kısım kalsiyum, magnezyum
ve demir gibi metal iyonlarından oluşmuş ise, buna ko faktör, vitamin gibi
organik maddelerden oluşmuş ise buna ko enzim denir. Enzimler protein
yapılarından dolayı farklı özellikler gösterirler.
Enzimlerin Özellikleri :
Enzimler protein yapılarından dolayı çok
özel şekillere sahiptirler. Bir enzim sadece kendi şekline uygun bir substrat
ile tepkimeye girebilir. Bu yüzden her enzim sadece bir tip substrata etki
eder. Buna enzimlerin spesifikliği veya özgüllüğü denir. Bu yüzden her farklı
tepkime basamağında farklı bir enzim iş görür.
Enzimler, tepkimelerde katalizör görevi
yaparlar ve tepkime sonunda harcanmadan kalırlar.
Enzimlerin Faaliyetine Etki Eden
Faktörler:
Enzimler protein yapısında olduğundan
proteinler etkileyen her şey enzimleri de etkiler.
-Sıcaklık
-pH
-Enzim Miktarı
-Substrat Yüzeyi
-Substrat Miktarı
-Aktivatör ve inhibitörler
-Su
Enzimler: Enzimler genellikle etki ettikleri
maddenin (substrat) veya katalizledikleri tepkimenin adının sonuna
"az" eki alarak adlandırılırlar. Örneğin karbonhidratlara etki eden
enzimlere karbohidrataz, lipitlere etki edenlere lipaz, hidroliz yapan
enzimlere hidrolazlar, oksitlenme yapanlara ise oksidazlar denir.
Substrat: Enzimin etki ettiği maddeye substrat
denir.
Sıcaklık :
Enzimlerin en hızlı çalıştığı sıcaklığa,
optimum (en uygun) sıcaklık denir. Canlılar içinde bulunduğu ortamın
sıcaklığından etkilenirler. Çünkü, canlıların enzimleri çevre sıcaklığından
etkilenir.
pH:
Her enzimin çalıştığı optimum bir pH
derecesi vardır. Örneğin, proteinleri sindirme görevi olan pepsin enzimi, pH2'de
çalışırken, nişastayı parçalayan amilaz enzimi pH 7, yağı parçalayan lipaz enzimi ise pH 7,8'de çalışır.
Enzim Miktarı :
Biyolojik ortamlarda enzim yoksa faaliyet
olmaz. Enzim miktarı arttıkça, enzim faaliyeti de artar. Ortamda substrat
bitmişse enzim faaliyeti durur. Substrat ilavesi ise enzim faaliyetini yeniden
başlatır.
Substrat Yüzeyi:
Substrat yüzeyi arttıkça, enzimin etki
edeceği yüzey de arttığından enzim faaliyeti doğru orantılı olarak artar.
Besinlerin ağızdaki dişler tarafından
parçalanmasının nedeni, sindirim enzimlerinin etki edeceği substrat yüzeyini
arttırmaktır.
Ayni şekilde safra kesesinden salgılanan
safra tuzları yağların fiziksel olarak parçalanmasını ve yüzeylerinin artmasını
sağlar. Bu sayede lipazın yağlar üzerine etkisini kolaylaştırır.
Substrat Miktarı :
Sabit miktarda enzim bulunan bir ortamda,
substrat yok ise tepkime olmaz.
Çok fazla substrat ilavesi durumunda, ilk
başta tepkime hızı artmaya başlar, belli bir noktadan sonra tepkime sabit hızla
devam eder. çünkü bu noktada, tüm enzimler substratla kompleks oluşturarak doymuş
hale gelirler.
Aktivatör ve inhibitörler:
Bazı maddeler, enzimin substratla yüzey
uyumu göstermesini kolaylaştırırlar. Bu maddelere aktivatörler denir. Cıva,
kurşun gibi ağır metal iyonları, arsenik, siyanür gibi bazı kimyasal maddeler
ve akrep, yılan zehiri gibi zehirler de enzimin çalışmasını engeller. Böyle
maddelere inhibitörler veya enzim zehirleri denir.
Su:
Her hücrenin belirli bir su yoğunluğu
vardır. Enzimlerin iş görebilmesi için genel olarak ortamda %15 su
bulunmalıdır. Su, hidroliz enzimlerinin görev yapması için de gereklidir.
Enzimlerin
Özellikleri :
-Enzimler tepkimenin aktivasyon
enerjisini azaltır.
-Enzimsiz biyolojik olay yoktur.
Her tepkimenin ayrı enzimi vardır.
-Farklı
enzimler, aynı ön maddeden
farklı ürünler oluştururlar.
-Enzimler katalizör
özelliklerinden dolayı
tepkime sırasında
harcanmazlar.
Aynı tip
tepkimede sonsuz kez iş
görürler.
-Enzimler iki
yönlü çalışırlar (Sindirim
enzimleri hariç)
-Enzimi
etkileyen her şey, canlıyı da etkiler.
-Enzim
sentezini ribozomlar gerçekleştirir.
-Bir enzimin
ürünü, başka bir enzimin
substratdır.
-Enzimin
çalışmasını; sıcaklık, pH, enzim miktarı, substrat yüzeyi,
inhibitör ve aktivatörler etkiler.
-Canlının enzim çeşidi
arttıkça kompleksliğide artar.
-Enzimler hücre içinde veya
dışında iş görürler. Her hücre enzimleri kendisi
hücre içinde
yapar. Bir hücre dışarıdan enzim alamaz.
-Enzimle substrat
anahtar-kilit gibi birleşirler.
-Enzimlerin
farklı olmasının nedeni protein kısımlarının oluşturan amino
asitleri
farklı dizilmesidir.
Vitaminlerin Özellikleri:
-Vitaminlerin
hepsinin yapısında C-H-O bulunur.
-Tüm vitamin
çeşitleri bitkisel hücrelerde yapılır.
-Apo-enzimler
tepkime sırasında değişmedikleri halde ko-enzimler değişir ve harcanırlar. Bu
yüzden vücudun vitamin ihtiyacı devamlıdır.
-Vitaminler
enerji verici molekül olarak kullanılmazlar.
-Vitaminler,
hücre zarından geçebilecek kadar küçük olduklarından vitaminlerin sindirimi
olmaz.
-Suda eriyen vitaminler
-Yağda eriyen vitaminler
Suda Eriyen Vitaminler:
Bunlar C ve B grubu vitaminlerdir.
Bunların fazlası depolanmaz, vücuttan atılır.
C vitamini (Askorbik Asit)
B vitaminler Grubu:
B1 (Tiamin)
B2 (Riboflavin)
B5 (Nikotinik asit)
B6 (Pridoksin)
B12(Kobalamin)
C Vitamini (Askorbik Asit):
-Yeşil bitkilerde bol bulunan bir
vitamindir. Hücrede hidrojen taşınmasında iş gören enzimlere yardım eder.
- Kansızlıkta, hemoglobin oluşumunda,
hücreler arası madde oluşumunda, yaralanın iyileşmesinde etkilidir. Kılcal
damar şekerinin yapimi için gereklidir.
- Eksikliği kansızlık ve dış etlerinde kanamaya
yol açan "skorbit hastalığına neden olur.
B1(Tiamin)
-Tahılların kabuğunda bulunur.
- Eksikliği "Beriberi"
hastalığına neden olur. Beriberi hastalığında, yorgunluk, iştahsızlık, kas
krampları, kas ve sinir zayıflaması görülür.
B2 (Riboflavin):
- Karaciğer, et, süt, yumurta sarısı,
meyve ve sebzelerde bulunur.
- Eksikliğinde büyüme ve gelişme bozukluğu
ile göz ve sinir sisteminde bozukluklar oluşur.
B5 (Nikotinik
Asit):
- Karaciğer, böbrek ve tahılların
kabuğunda bulunur.
- Eksikliği "Pellegra" hastalığına
neden olur. Pellegra hastalığında, vücudun güneş ışığı gören bölgelerinde kırmızı deri yanığı oluşur.
B6 (Pridoksin):
- Et, süt, yumurta ile tahıllarda bulunur.
- Eksikliğinde kansızlık, kas krampları,
deri iltihapları ve gelişmede gecikme görülür.
B12 (Kobalamin):
- Maya, buğday ve sebzelerde bulunur.
Ayrıca, barsakta mutual yaşayan bakterliler tarafından sentezlenir. Alyuvar
oluşumunu sağlar.
- Eksikliğinde "anemi" denilen
kansızlık hastalığı görülür.
Yağda Eriyen Vitaminler:
Bunlar vücutta depolandıkları için fazla
alınmaları zararlıdır.
Bu vitaminler şunlardır:
A Vitamini
D Vitamini
E Vitamini
K Vitamini
A Vitamini:
- Et, yumurta, karaciğer ve bitkilerde
bulunur. Havuçtaki pro-A- vitamini olan karoten karaciğerde A vitaminine
dönüşür.
- Eksikliği "gece körlüğü" ne
neden olur ve bulaşıcı hastalıklara yakalanma riskini arttırır.
- Fazla alınması zehirlenmeye neden olur.
D Vitamini:
- Balıkyağı, süt ve yumurtada bulunur.
Besinlerle alınan D vitamini öncüleri, deride güneşten gelen ultraviyole
kanalıyla D vitaminine dönüşür.
- D vitamini kalsiyum ve fosfor
metabolizmasında etkilidir.
- D vitamini kalsiyumun kemikte
tutulmasını sağlar.
- Eksikliği "Raşitizm" denilen
hastalığa neden olur.
E Vitamini:
- Et, karaciğer, süt ve sebzelerde bulunur.
- Eksikliği hayvanlarda kısırlığa neden
olur. Gebeliğin devamını sağlayan bir vitamindir.
K Vitamini:
Barsakta mutual yaşayan bakterileri
tarafından sentezlenir. Ayrıca yeşil yapraklı bitkilerde bulunur.
ATP Özellikleri :
-Hücre içinde üretilir ve sadece hücre
içinde kullanılır. Depolanmaz, kullanacağı anda üretilir ve tüketilir ( Difüzyon ve hidroliz olayları hariç ) tüm metabolizma olaylarında kullanılır.
-Kullanıldığı her olayda enzimler de iş
görür. Bir nükleotitdir.
Sentezi
dehidrasyon, yıkımı hidroliz olayıdır. Yapımı endergoniktir. (Enerji alan )
Yıkımı eksergoniktir. ( Enerji veren)
ATP'nin Yapısı:
ATP'nin
yapısındaki organik kısımlar (azotlu baz olan adenin ve bir pentoz olan riboz)
fotosentezle üretilir. Heterotrof canlılar adenini ve ribozu dışardan hazır
olarak alırken, ototrof canlılar bunları kendileri sentezler. (Sentez ile
yapım, anabolizma, özümleme sözcükleri eşanlamlı kullanılır.)
ATP Sentezi:
-ATP sentezine fosforilasyon denir.
- Bir bitkide fosforilasyon çeşitlerinin
hepsi GÜNDÜZ gerçekleşir. GECE ise fotofosforilasyon olmaz, diğer fosforilasyon
çeşitleri gerçekleşir.
- Fermentasyonla enerji üreten canlılarda
her zaman substrat düzeyinde fosforilasyon olur.
- Oksijenli solunum yapan canlılarda
substrat düzeyinde fosforilasyon ve oksijenli fosforilasyon her zaman
gerçekleşir. Sentez işinde kullanılan enerji çeşidine göre üç çeşit
fosforilasyon vardır.
Fotofosforilasyon:
Fotofosforilasyonda kullanılan enerji;
ışıktır. Klorofil taşıyan prokaryot hücrelerde sitoplazmada, ökaryot hücrelerde
kloroplastın granumu içinde gerçekleşir. Bu olayda elektron taşıma sistemi
kullanılır. Fotofosforilasyon fotosentez olayının aydınlık evresidir ve bu olay
sadece ışıklı zamanlarda gerçekleşir.
Substrat Düzeyinde Fosforilasyon
-Substrat düzeyinde fosforilasyonda kullanılan enerji kaynağı maddelerde ki kimyasal bağ enerjisidir.
-Bu fosforilasyonda
tepkime, substrat ile enzim
arasında geçtiği için bu tepkimeye substrat düzeyinde fosforilasyon denilmiştir.
-Substrat
düzeyinde fosforilasyon, tüm canlı hücrelerde görülür. Farmantasyon yapan basit
maya bakterileri ise sadece bu yolla enerji sağlar.
-Substrat
düzeyinde fosforilasyonda oksijen ve elektron taşıma sistemi kullanılmaz.
-Substrat
düzeyinde fosforilasyonda organik madde tamamen parçalanmadığı için ATP kazancı
azdır.
-Substrat
düzeyinde fosforilasyon evrimde ilk olarak ortaya çıkmıştır.
Hipotezler
:
İlk canlının
dünyada nasıl ortaya çıktığı ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmüştür.
Bunlardan en dikkati çekeni ototrof ve heterotrof hipotezlerdir.
-Ototrof
hipotezi
-heterotrof
hipotezi
Ototrof Hipotezi: Bu
hipoteze göre ilk oluşan canlı ototroftur. Çünkü, bugün yaşayan tüm
heterotrof
canlıların besin kaynağı ototroflardır.
heterotrof Hipotezi:
Bu hipotezin temel var sayımı, ilk canlı
ilkel yer küre şartlarında basit olarak ortaya çıkmıştır. heterotrof canlı
ortaya çıkmadan önce kimyasal evrimine organik maddeler oluşmuştur. Kimyasal
evrimden sonra biyolojik evrim başlamıştır. İlkel atmosferde eğer oksijen gazi
bulunsaydı, bugünkü canlılar oluşamazdı. Çünkü oksijen, oluşan moleküllerin
yanmasına neden olacağı için canlılığın oluşmasına engel olacaktı.
Organik
maddelerdeki kimyasal bağ enerjisinin ATP ye dönüşmesine solunum denir.
Tüm hücreler
metabolizmaları için gerekli enerjiyi solunumla sağlar. Bazı canlılar
solunumları sırasında oksijen kullanır.
Bunlara oksijenli (Aerobik) solunum yapan canlılar demir.
Bunlar bitkiler ve hayvanlardır. Bazı canlılar ise solunum sırasında oksijen
kullanmaz. Bunlara da oksijensiz (anaerobik solunum yapan canlılar denir.
Örneğin ; maya bakterileri ve maya mantarları gibi.
Solunuma girmeden
önce karbonhidratlar monosakkaritlerle yağlar yağ asidi ve gliserola,
proteinlerde amino asitlere dönüşür. Kısaca makro moleküller alt birimlerine dönüşür.
GLİKOLİZ : Solunumda kullanılan organik madde
glikoz ise oksijen kullanılsa da kullanılmasa da glikoliz denilen bir evre
görülür. Denklemi aşağıdaki gibidir.
![]()
Glikoz + 2 ATP Glikolizle ilgili enzimler 4 ATP + 2 Pirüvat + 2
NADH2
Bir glikoz
molekülünün yıkımı sırasında 2 ATP kullanılır. Glikoliz sonucunda 4 ATP
üretildiği için net 2 ATP kazanç olur. Glikoliz ürünü olarak 4 ATP ye ilaveten
2 Pirüvat ve 2 NAD H2 oluşur.
Glikoliz tüm
canlıların hücre sitoplazmasında oksijen olsada olmasa da gerçekleşir. Glikolizde iş
gören enzimler vardır.
Oksijensiz
şartlarda organik besinlerdeki kimyasal bağ enerjisinin ATP ye çevrilmesi
demektir. Genellikle enerji ihtiyacı az olan (maya bakterileri) basit
canlılarda görülür. Canlılarda bulunan enzim farklılıklarına göre glikolizden
sonra farklı alkol veya asit çeşitlerdi oluşabilir. Canlının fermantasyon
yapmaktaki amacı ATP sentez etmektir.
Fermantasyonun
asıl enerji kazancı glikoliz evresinde sağlanan net 2 ATP dir.
Pirüvattan
sonraki evrede ATP kazancı olmamasına rağmen tepkime devam eder. Çünkü ortamda
pirüvatan birikmesi (NAD’nin) serbest kalmasını engellediği için canlıya zarar
verir.
![]()
Glikoz + 2 ATP 4 ATP + 2 Pirüvat + 2 NADH2
FERMANTASYON
OLAYI





Fermantasyon enerji kazancı azdır. Çünkü glikozun yıkımı tam olmamıştır. Ve
oluşan ürünler de alkol asit hala bol miktarda kimyasal bağ enerjisi mevcuttur.
Oluşan son ürünlere göre fermantasyon 2 çeşittir.
A-)
Asit fermantasyon B-) Alkol Fermantasyonu
A-) Asit Fermantasyonu : Glikozsun yıkımı sonucu oluşan ürünleri
asetik asit laktik asit, sitrik asit gibi maddelerdir. Örneğin laktik asidin CO2
ve H2O ya parçalanmasıyla ATP kazancı olur.
B-) Alkol fermantasyonu : Glikozun yıkımı sonucu etil alkol metin
alkol, butil alkol gibi yan ürünler oluşur. Bu olaya alkol fermantasyonu denir.
Alkol
fermantasyonuna aşağıdaki örnekler verilir.
1-) Üzüm suyundan
şarap yapımı
2-) Elma, muz ve
vişneden likör yapımı
3-) Sütten Peynir
ve yoğurt yapımı
4-) Hamurun
mayalanması
ÖZEL NOT : Reçel, Pekmez, Salça, pestil, yapımı
fermantasyon olayı değildir. Kaynatma sonucunda olur.
Bunlardan
sıcaklık enzimlerle, canlı hücre sayısı ve oluşan yan ürün miktarı fermantasyonu
yapan hücrelerle ilgilidir. Kısaca
a) Sıcaklık b)
Canlı Hücre sayısı c) Oluşan Yan ürün
A) ![]()
SICAKLIK
: Fermantasyon yapan
maya hücrelerindeki enzimler ortam sıcaklığından etkilendiği için sıcaklığın
enzimlere etkisiyle fermantasyon etkisinin grafikleri aynıdır. Fermantasyon Hızı
![]()
Sıcaklık
B) CANLI HÜCRE SAYISI;hücre sayısı artıkça buna paralel olarak
enzim oranı artacağı için fermantasyon
hızı hücre sayısı ile doğru orantılı artar
Fermantasyon Hızı

Canlı hücre sayısı
C)
D)
OLUŞAN YAN ÜRÜN: ortamdan oluşan CO2 ortam
basıncını artırdığı için, yan ürünlerden alkol ve asitlerin artışı ise hücreleri öldürdüğü için hızı
azaltır
Fermantasyon Hızı

Zaman (oluşan yan ürünler)
OKSİJENLİ SOLUNUM
Kimyasal bağ enerjisine sahip organik moleküllerin O2
varlığından parçalanarak ATP’ye dönüşmesidir. Oksijenli solunumda besinler, CO2
ve H2O ya kadar parçalanırlar.
Oksijenli solunuma giren molekül
glikozda ise olayı aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
O2’li Solunum Tepkimeleri
1)
–Glikoz (Glikoz Yıkımı)
2)
Krebs çemberi (Karbon yolu)
3)
E.T.S. Elektron Taşıma sistemi (Hidrojen Yolu)
Glikoz
+ 2 ATP ® 4 ATP + 2 Pirüvat + 2 NAD
H2

Glikoliz : Bu evre
hücre sitoplazmasında geçer subsrat yüzeyinde fosforilasyon 4 ATP (net 2 ATP)
elde edilir.
Glikoz + 2 ATP 4 ATP + 2 Pirüvat + 2 NAD H2
Krebs Çemberi : Bu olay prokaryot hücrelerde sitoplazmada
ökaryot hücrelerde ise mitokondri sıvısında (matriks) geçer krebs çemberlerinin
asıl amacı glikozdaki karbon ve O2 leri CO2 şeklinde
atarak hidrojenleri seçmektir.
Elektron Taşıma Sistemi
(ETS)
Krebs :

![]()
SONUÇ :

![]()
FERMANTASYON VE O2
Lİ SOLUNUMUN KARŞILAŞTIRILMASI
Fermentasyon
Oksijenli
Solunum
|
- Oksijen Kullanılmaz |
- Oksijen kullanılır. |
|
- sitoplazmada geçer |
- Stoplazma ve mitokondride gelir. |
|
- Yıkım Tam değildir oluşan |
- Yıkım tamdır Oluşan Ürünlerde enerji
yoktur |
|
Ürünlerde enerji boldur |
- H2O ve CO 2 oluşur. |
|
- Alkol, Asit, CO2 oluşur |
- Substrat yüzeyinde fosforilasyon +
oksidatif fosforilasyonla ATP üretilir. |
|
- Enerji İhtiyacı çok olan canlılarda
görülür. |
|
|
-
Enerji
İhtiyacı az, basit canlılarda görülür.
-
E.T.S
kullanılmaz |
- E.T.S. Kullanılır. |
FERMANTASYON İLE
SOLUNUMUN ORTAK YÖNLERİ
-
Yıkım olayıdır.
-
Enzimler
eşliğinde olur.
-
Sıcaklıktan
etkilenirler.
-
Sıcaklık ve CO2
oluştururlar
-
Glikoliz
tepkimeleri her ikisinde de vardır.
-
Enerji
dönüşümü (Kimyasal bağ enerjisini ATP ye çevirirler)
-
FOTOSENTEZ VE SOLUNUM KARŞILAŞTIRILMASI
Fotosentez Solunum
|
Ökaryotlarda kloroplast, prokaryotlarda
sitoplazma içinde geçer |
- Ökaryotlarda mitokondri,
Prokaryotlarda sitoplazma içinde geçer |
|
- Klorofilli canlılarda görülür,
klorofil kullanılır. |
- Tüm canlılarda görülür. Klorofil
kullanılmaz |
|
- Sadece ışıklı ortamlarda gerçekleşir.
|
- Gece ve gündüz devamlı gerçekleşir. |
|
- CO2 ve H2O
kullanılarak organik moleküller yapılır. |
- Organik moleküller CO2 ve
H2O ya kadar yıkılır. |
|
-Anabolizma olayıdır. |
- Katabolizma olayıdır. |
|
-Fotofosforilasyonla ATP elde edilir. |
-
Oksidadif
fosforilasyonla ATP Elde edilir. |
|
-Işık Enerjisi → ATP →
Kimyasal Bağ Enerjisi şeklinde
dönüşümü yapılır -Ferrodoksin,plastokinon,stokromlar kullanılır -ETS’dengeçen,elektron,klorofilin
elektronudur. |
-NAD, FAD, Sitokromlar kullanılır. ETS’den geçen,elektron glikozun
yapısından kademe kademe ayrılan hidrojenin elektronudur. |
-ATP sentezi yapılır
-Enzimler kullanılır
-Isıdan etkilenirler
-Isı açığa çıkar
FOTOSENTEZ –
SOLUNUM İLİŞKİSİ
Fotofosforilasyon sadece ışık
varlığında gerçekleşir. Dünya döndüğünden, klorofilli canlılar gündüz elde
ettikleri ATP’yi gece kullanmak üzere organik besinlerde kimyasal bağ enerjisi
hayvanların solunumunda da kullanılır. Kısaca bitki ve hayvanların tümü enerji
gereksinimlerinin asıl kaynağı güneştir. Güneş olmazsa bitki ve hayvanlarda
olmaz.
IŞIK Þ Þ ~ ~ ® ® BİYOLOJİK

ENERJİ ATP KİMYASAL
BAĞ ATP
SERBEST ENERJİ
Fotosentez
ve solunum arasındaki ilişki de özellikle ototrof canlılar ışık enerjisini
kimyasal bağ enerjisine çevirirler. Yani CO2 alır, O2verirerler.
Solunum esnasında ise O2 ve H2O fotosentez ve solunum
olayları arasında katalizör (Aktivasyon enerjisini en düşük seviye tutan)
görevi görür.
Bitki ve hayvan hücrelerinin her ikisinde
de bulunur. Hücre zarının görevi hücrenin madde alış – verişini sağlayan yarı
geçirgen semipermiabl bir zardır. Bu zarın kalınlığı yaklaşık 75 – 120 A°
arasındadır.
1-) Hücre zarının
yapısı
2-) Hücre zarının
görevi
3-) Hücre
zarından madde geçişi
1-)
Hücre zarının yapısı : Hücre
zarının yapısı akıcı mozaik birim zar modeli ile açıklanmıştır. Hücre zarının
önemli bazı görevleri vardır.
2-) Hücre zarının Görevi : Glikoproteinlerin iki görevi vardır.
* Hücreye
alınacak maddenin seçilmesini, yani seçici geçirgenliği sağlar.
* Hücrelerin
birbirlerini tanımasını, örneğin doku reddini veya doku kabulünü sağlar Her
canlının hücre zarının kimyasal özelliği farklıdır. Bu fark, farklı canlılarda
zordaki proteinlerin farklı olmasındandır.

Her hücrenin zarı, protein,
fosfolipid ve glikoproteinlerin dağılımına ve sayısına göre farklılık gösterir.

1-)